1. Giriş

Küreselleşme sürecinin, iletişim ve teknolojik araçların giderek ileri düze- ye ulaşması sonucunda ülkeler arasında ekonomik iş birlikleri de giderek art- mış ve bir toplumda meydana gelen gelişmeler diğer toplumları da zamanla etkilemeye başlamıştır. Gerek hızla değişen teknoloji, gerekse sosyal yaşam değerlerinde ortaya çıkan değişimler gibi günümüz iş dünyasında da ekono- mik ve sosyal alanlarda pek çok değişim ve gelişim yaşanmaktadır. Ancak, sözü edilen küreselleşme süreci ve artan rekabet ortamına bağlı olarak, büyük- lük ölçütü fark etmeksizin birçok işletmede ve sektörlerde üretim yapma şekillerinden finansal raporlamaya kadar, insan kaynaklarının yönetiminden hukuksal konulara kadar uzanan birçok alanda etik sorunların da ortaya çık- makta olduğu gözlenmektedir. Özellikle artan rekabet baskısı, değişen piyasa koşulları ve çevresel unsurların da etkisiyle, işletmelerin yönetim süreçlerinde ve toplumla ilişkilerinde bazı etik dışı davranışlar sergiledikleri bilinmekte- dir. Çeşitli etik sorunlar, yaşanan uluslararası finansal krizler ve skandallar neticesinde işletmelerin kamuoyu önündeki güveninin sarsılması söz konusu olmaktadır. Sarsılan bu güvenin yeniden kazanılması ve küresel iş dünyasın- da daha sürdürülebilir şirket olunabilmesi amacıyla kurumsal yönetim anlayı- şına duyulan gereksinim giderek artmış ve ülkeler kendi sosyal ve ekonomik özelliklerine dayanarak kendi değerlerine uygun kurumsal yönetim anlayışı ve yöntemleri geliştirmişlerdir. Bu alanda, özellikle işletme ve yönetim bilimleri (Örn., Karpuzoğlu, 2004; Aguilera, Williams, Conley ve Rupp, 2006; Aktan ve Börü, 2007; Akın ve Aslanoğlu, 2007; Scott, 2008; Toraman ve Abdioğlu, 2008; Apaydın, 2008; Sison, 2010; Eryılmaz ve Biricikoğlu, 2011; Jo ve Harjoto, 2012) ve finansal yönetim (Örn., Bushman ve Smith, 2001; Bushman, Chen, Engel ve Smith, 2004; Pamukçu, 2011; Erkens, Hung ve Matos, 2012; Gözgöz ve Gökgöz, 2012; Yılmaz ve Kaya, 2014; Kaderli ve Köroğlu, 2014) alan yazınında da giderek artan sayıda çalışmaların yapılması konuya çok daha fazla dikkat çekmeyi sağlamıştır. Örneğin, Veasey (2003) tarafından yapılmış bir çalışma- da, özellikle Enron şirketi vakası sonrasında gündeme gelen skandalların ve kamuoyunu yanıltma sorunlarının ardından kurumsal yönetim anlayışının daha fazla önem kazandığını belirtilmiştir. Çalışmada aynı zamanda, yaşa- nan bu vakaların tüm şirketlerin kurumsal yönetim anlayışına sahip olma- ları ve hesap verebilirliğe giden yönetim yapıları oluşturmaları gerekliliğini daha iyi anlamalarını sağlayabileceğine işaret edilmiştir. Bonn ve Fisher (2005) ise kurumsal yönetim anlayışının gelişmesi için iş etiğinin en önemli yapı taşı olduğundan söz etmiş, işletmelerin kurumsal yönetim anlayışını uygulayabilmeleri için de planlı bir stratejik yönetim anlayışına sahip olmalarının önemini vurgulamıştır. Türkiye’de yapılmış çalışmalarda da işletmelerde ortaya çıkan bu tür güven sarsıcı problemlerin, işletmelerin yönetim kurullarının sorumluluklarını yeniden gözden geçir- melerini sağladığı ve kurumsal yönetim anlayışının kamuoyunda güven oluşturmanın ve sürdürülebilir olmanın bir gereği olduğu belirtilmiştir (Örn., Saylı, ve Uğurlu, 2007; Eryılmaz ve Biricikoğlu, 2011; Kuşat, 2012). Bununla birlikte, işletmelerin günümüzdeki en temel görev ve sorumluluk- ları arasında etik kuralların planlanmasının, denetlenmesinin ve kurumsal- laştırılmasının olduğu düşünülmektedir. Güngör Tanç (2015) tarafından da öne sürüldüğü gibi işletmeler, kurumsal yönetim prensiplerini uygulamak adına, etik davranış kodlarını ya da etik kurallarını yazılı şekle sokarak bu ilke ve değerler kapsamında çalışanların ve yöneticilerin etik davranış sergi- lemesine katkıda bulunabileceklerdir. Bununla birlikte, kurumsallaşmanın işletmelerin sürdürülebilirliği için hayati öneme sahip olduğu bilinmektedir. En genel anlatımla, kurumsal- laşma, bir şirketin şahıslardan ayrı olarak standartlara, kurallara, uygula- malara sahip olması; çevresel değişimleri izleyen yapılar kurması; değişim- lere uyumlu olabilecek örgüt yapısını oluşturması; kendi yapısına özgü iş süreçleri ve iletişim biçimlerini bir örgüt kültürü hâline getirmesi, bunun sonucunda da onu diğer işletmelerden farklı hâle getirecek bir kimliğe sahip olması sürecidir (Karpuzoğlu, 2004: 45). Bu süreçte ortaya konan değerler ve amaçlar, işletme içerisinde paylaşılan kurallar ve ilkeler hâline gelebilecek, bu kural ve ilkelerin yaptırım gücüne dayanarak da işletmenin tüm kade- melerinde çalışan bireylerin kurumla ve kurumsal sisteme ilişkin süreçlerle bir bütünlük ve uyum içerisinde olması mümkün olabilecektir. Bu nokta- da işletmelerin kişisellikten uzak, rasyonel, şeffaf, hesap verebilir, adil ve sorumlu bir anlayış ile yönetilmesi ve tüm yönetim süreçlerinin bu anlayış içerisinde yapılandırılması kurumsal yönetimin özünü teşkil etmektedir (Bursalı, 2018:508). Yine, Eryılmaz ve Biricikoğlu (2011) tarafından yapılan bir çalışmada da kamu yönetiminde hesap verebilirlik ve etik sorumluluk konusunun önemine dikkat çekildiği ve kurumsal yönetimin sürdürülebilir olmasında etik yönetim anlayışının öneminin vurgulandığı görülmektedir. Kurumsal yönetim, işletmelerin faaliyetlerini yürütürken tüm pay- daşlarına karşı olan sorumluluklarının bilincinde olması ve ortaklarına, hissedarlarına, çalışanlara karşı vermiş olduğu hedef ve taahhütleri yerine getirmesini ön gören, işletme değerini ve verimliliğini arttıran bir sistem olarak karşımıza çıkmaktadır (Toraman ve Abdioğlu, 2008: 97). Bunun da ötesinde, işletmelerin söz konusu faaliyetlerini ve işlevlerini yerine getirir- ken tüm paydaşları ve toplum ile etik değerler çerçevesinde, yasalara uygun davranışlar göstermesi kurumsal yönetimin temeli olmaktadır. Böylece işletmelerde etik normların oluşmasına da katkı sağlayan kurumsal yönetim anlayışının, kurumların şeffaflığı ve güvenilirliği arttırabılmek adına vazge- çilmez olduğu ve bunun aynı zamanda bir yönetim kültürü hâline getiril- mesi gerektiği öne sürülmektedir (Örn., Kaya ve Ergüden, 2013: 45; Güngör Tanç, 2015:2). Bununla birlikte, Arap ve Yılmaz (2006) tarafından yapılmış olan bir çalışmada özel kesimde olduğu kadar kamu kesiminde de kurumsal yönetim anlayışının önemine değinilmiş ve kamu görevlilerinin etik kurulu- nun oluşumunun gerek etik yönetim, gerekse kamu yönetiminde kurumsal ilkelerin uygulanabilirliği için önem teşkil ettiği ifade edilmiştir. Diğer yandan, Kurumsal Yönetim İlkeleri üzerine bilgilerin yayınlandığı 28871 numaralı Resmi Gazete Tebliği (3 Ocak 2014 tarihli) ile kurumsal yöne- tim ilkelerine dair bilgi ve düzenlemeler açıklanmıştır. Tebliğde yer alan etik kurallar ve sosyal sorumluluk başlığı altında “Şirketin faaliyetleri internet sitesi vasıtasıyla kamuya açıklanan etik kuralları çerçevesinde yürütülür.” şeklinde bir ifade yer almaktadır. Bu ifadeye göre Kurumsal Yönetim İlke- lerini yerine getirmek zorunda olan şirketlerde yönetim kurullarının “etik ilkeler”, “etik kodlar”, “etik değerler”, “etik kurallar” gibi başlıklar altında etik kuralları oluşturmaları suretiyle yatırımcı ilişkilerini düzenleme ve Kurumsal Yönetim başlığı altında etik kurallarını da şirketin resmi internet sitesinde yayımlama yükümlülüğü bulunmaktadır. Yurt içinde (Örn., Saylı ve Uğurlu, 2007; Kayalar ve Özmutaf, 2007; Kaya ve Ergüden, 2014; Yılmaz ve Kaya, 2014) ve yurt dışında (Örn., Potts ve Matuszewski, 2004; Bonn ve Fisher, 2005; Kimber ve Lipton, 2005; Abdullah ve Valentine, 2009; Sison, 2010) yapılmış çalışmalarda da kurumsal yönetim ve etik sorumluluk arasında güçlü bir bağlantı olduğu ve birbirinden ayrı düşünülemeyeceği ortaya koyulmuştur. Kolk (2008) tarafından çokuluslu işletmeler üzerinde yapılmış bir araştırma sonucunda, şirketlerin kurumsal yönetim düzeyi ile hesap verebilirlik ve sürdürülebilirlik seviyeleri arasında olumlu ilişkilerin olduğu tespit edilmiştir. Başka bir çalışmada ise kurumsal yönetim anlayışının etik davranış kodlarının oluşturulup uygulanması ile bütünleşme yaratacağı, bunun da daha güçlü kurumsal kimlik oluşturmada katkılarının olacağı belirtilmiştir (Rodriguez-Dominguez, Gallego-Alvarez ve Garcia-Sanchez 2009). Türkiye’de ise Sayılı ve Uğurlu (2007) tarafından yapılmış bir çalışmada kurumsal itibar ve yönetsel etik ilişkisi değerlendi- rilmiş, işletmelerin kurumsal yönetim anlayışı ilkelerini benimsemesinin toplumdaki algılanan itibar düzeylerini de olumlu yönde etkileyeceği öne sürülmüştür. Bu bağlamda, bu çalışmanın amacı, kurumsal yönetim anlayışının içeri- ğini, önemini ve başlıca ilkelerini ele almak ve kurumsal vatandaşlık ve etik değerler ile ilişkisini değerlendirmektir. Kurumsal yönetim anlayışının temel prensipleri arasında yer alan eşitlik (adillik), hesap verebilirlik, şeffaflık ve sorumluluktur ilkelerinin bir bütün olarak etik sorumluluğu ortaya koydu- ğu ve etik sorumluluğun tüm bu ilkeleri bir araya getirebilecek olan adeta bir ‘yapıştırıcı rolüne sahip olduğu düşünülmektedir. Bu amaçla, çalışmada öncelikle kurumsal yönetim anlayışının tanımına yer verilerek, temel ilkeleri açıklanmıştır. Ardından, sözkonusu kurumsal yönetim anlayışının geliştiri- lebilmesi ve sürdürülebilir olabilmesi için önemli bir role sahip olduğu öne sürülen, etik sorumluluk, kurumsal vatandaşlık ve etik davranış kodları kavramları ilgili alan yazın taraması ışığında ele alınmıştır.

2. Kurumsal Yönetim Anlayışı

İngilizce alan yazında “corporate governance” olarak ifade edilen kurumsal yönetim kavramı genel anlamda “şirketin üst yönetiminin yönetil- mesi” olarak açıklanmaktadır. Bu kavram konusunda Türkçe alan yazında; “yönetişim”, “kurumsal yönetim”, “kurumsal egemenlik” gibi terimlerin de kullanılmakta olduğu görülmektedir. Kurumsal yönetim anlayışında en dikkat çeken husus, burada yer alan “yönetim” kavramının, bir kişinin/ grubun diğer kişiyi/grubu yönettiği bir ilişkiden ziyade, tüm paydaşların karşılıklı etkileşimlerini ve bir ilişkiler bütününü ifade ediyor olmasıdır (Doğan, 2018:86). Teorik temelleri Kurumsal Teori (Zucker, 1987; Selznick, 1996; Scott, 2008; Apaydın, 2008; Koçel, 2014), Yeni Kurumsallık Teorisi (Car- roll, 1984; Scott, 2008; Suddaby, 2010), Örgütsel Meşruluk Teorisi (Suchman, 1995; Woodward, Edwards ve Birkin, 1996; Leblebici, 2004; Kavut, 2010) ve Pay Sahipleri Teorisi ve Paydaş Teorisi (Freeman, 1994; Jensen, 2002; Yamak ve Süer, 2005; Garriga ve Domenec, 2004) gibi birçok teoriye dayanan kurumsal yönetim anlayışı sınırları oldukça geniştir. Aynı zamanda bu anla- yış, toplumsal sorumluluk ilkelerine odaklanmaktadır (Ertuğrul, 2008:200). Klasik anlayışın ortaya koyduğu ve ayrıcalıklı yönetimi benimseyen Pay Sahipleri Teorisi (Donaldson ve Davis, 1991; Moore, 1999; Smith, 2003; Friedman ve Miles, 2006) hissedarların ayrıcalıklı ve öncelikli bir konuma ve işletmenin kârından pay almalarını sağlayacak yasal bir hakka sahip olduk- ları belirtilmektedir (Goodpaster, 1991:56). Freeman (1984) tarafından ortaya koyulan “Stratejik Yönetim: Paydaş Teorisi” isimli eserin yayımlanmasıyla birlikte Pay Sahipleri Teorinin varsayımlarının giderek etkisini yitirdiği ve Paydaş Teorisinin günümüzde geniş çapta kabul gören önemli yönetim teorilerden biri olduğu bilinmektedir. Pay Sahipleri Teorisi’nin (Friedman, 1970) aksine Freeman’ın (1984) “Paydaş Modeli” çalışanları, müşterileri, tedarikçileri ve pay sahiplerinin her birine odaklanan ve onların beklentile- rini, zamanla değişen ihtiyaçlarını önemseyen bir anlayıştır. Paydaş teorisi, aynı zamanda, şirketin faaliyette bulunduğu çevresindeki unsurları izlemesi, çevresel değişimleri takip etmesi ve şirket amaçlarının gerçekleştirilebilmesi için çevreyle olumlu ilişkiler kurması gerektiğini öne sürmektedir. Özetle, Paydaş Teorisi, işletmelerin faaliyet göstermekte oldukları çevreyi çok iyi analiz etmesini, iç ve dış çevresinde yer alan tüm unsurlarla (paydaşlar) olumlu ilişkiler geliştirmesini ve işletmenin varlığını sürdürebilmesi için öncelikle çevreye olumlu katkılarının olması gerektiğini öne sürmektedir (Freeman, 1994, Aktaran Taştan, 2019). Böylece, Paydaş Teorisinin temel prensibinin “yönetimin paydaşlara karşı ne gibi sorumlulukları olduğunun belirlenmesi” olduğu söylenebilmektedir. Kuramsal arka planında Paydaş Teorisinin yer aldığı yeniden göz önünde bulundurulduğunda, kurumsal yönetim anlayışının çok yönlü bir kavram olduğu görülmektedir. Elbette her yönetim kuram ve yaklaşımının temel noktasının ekonomik verimlilik sağlamak olduğu bilinmektedir, ancak kurumsal yönetimin en önemli bölümü hesap verebilme, temsili görev, denetleme ve kontrol mekanizmalarından (Alacaklıoğlu, 2009: 47) oluşmak- tadır. Böylece, bir kurumsal yönetim sisteminde bulunan kişiler, o sistemin tüm paydaşlarının çıkarları ve iyiliği doğrultusunda bu anlayışın kurallarına uymak zorunda olmaktadırlar. Bu noktada Koçel (2014), kurumsal yöneti- mi devlet, hissedarlar, müşteriler, finans kurumları ve çalışanlar nezdinde işletmelerin doğru bilgiler aktarması ve şeffaf olması şeklinde tanımlamıştır. Kurumsal yönetimin gelişimine önemli bir katkı yapmış olan Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD, 1999 Aktaran Türkiye Kurumsal Yöne- tim Derneği, 2011) ise kurumsal yönetimi “bir şirketin yönetimi, yönetim kurulu, hissedarları ve diğer menfaat sahipleri arasındaki bir dizi ilişkiyi içermektedir” şeklinde tanımlamıştır. Tüm bu tanımlamalara göre, kurum- sal yönetim işletmede yer alan yönetim kurulu, yöneticiler, pay sahipleri gibi taraflar arasında sorumluluk ve hak dağıtımını belirlemektedir. Ayrıca, kurumsal yönetim, işletmenin amaçları doğrultusunda karar alma süreçleri ile ilgili esaslar, kurallar ve uygulamalar belirlemektedir. Paydaş teorisinin dışında ayrıca “Meşruluk Teorisi” kurumsal yönetim anlayışının ve uygula- malarının teorik altyapısını oluşturmaktadır. Meşruluk “normların, değer- lerin ve inanışların oluşturduğu sosyal bir sistem içerisinde bir işletmenin uygulamalarının tercih edilen, uygun ve doğru uygulamalar olduğuna dair genel algı veya varsayım” olarak tanımlamaktadır (Suchman, 1995:574). Bu anlamda, kurumsal yönetim uygulamaları işletmelerin paydaşlarının gözün- de çok daha meşru bir konuma gelmesini de sağlamaktadır (Altunoğlu ve Saraçoğlu, 2013). Diğer yandan, meşruluk teorisi ‘sistem odaklı bir teori olduğu için de oldukça önemlidir. Öyle ki Woodward ve arkadaşları (1996) tarafından vurgulandığı gibi işletmeler faaliyette bulundukları toplum sınırlarında ve endüstri içerisinde yer alan kuruluş ve topluluklar ile sürekli etkileşim hâlindelerdir ve faaliyetlerinin diğer paydaş ve gruplar nezdinde meşru bulunması gerekmektedir. Sonuç olarak, kurumsal yönetimin en başta gelen amacı tüm hissedar- larının (Pay Sahipleri Teorisi) ve bunu da içine alarak tüm paydaşlarının çıkarlarını korumak, her bir paydaşı eşit ve adil şekilde temsil etmek, kontrol mekanizmalarını bu doğrultuda geliştirmek ve etik anlayış çerçevesinde hesap verebilir bir yapı oluşturmaktadır. Bununla bir- likte, adalet, paydaş hakları, etik değerler ve sosyal sorumluluk ilkelerinin de bütünleşmesiyle birlikte kurumsal yönetim anlayışının devlete, bireylere, şirketlere, pay sahiplerine ve toplumun tümüne hizmet eden bir anlayış olduğu söylenebilmektedir. Dolayısıyla, Kurumsallık, Meşruluk ve Paydaş Teorilerinin varsayımları doğrultusunda kurumsal yönetim anlayışı uygula- maları bir gereksinim olarak ortaya çıkmaktadır. Öte yandan, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’ne (OECD) göre, kurumsal yönetimin evrensel kabul ve geçerliliği olan ana ilkeleri; eşitlik (adillik), hesap verebilirlik, şeffaflık ve sorumluluktur (Örn., Aguilera ve Cuervo-Cazurra, 2009, Kiracı ve Alkara 2009; Tricker ve Tricker, 2015). Aslında kurumsal yönetimin ana ilkeleri eşitlik, şeffaflık, hesap verebilirlik, sorumluluk, disiplin, bağımsızlık ve sosyal sorumluluk şeklinde nitelendiri- lebilmektedir. Fakat yapılan çalışmalarda, daha çok eşitlik, şeffaflık, hesap verebilirlik ve sorumluluk kavramlarının kurumsal yönetimin temel ilkeleri olarak öne çıktığı görülmektedir. Yine paydaş teorisi temeline dayanarak, “eşitlik” kavramına göre bir işletme tüm paydaşlarına (pay sahipleri, çalışan- lar, yönetim kurulu, tedarikçiler, müşteriler, çevre sakinleri, doğa, devlet vs.) karşı eşit mesafede olmalı ve her birine karşı eşit bir davranış sergilemelidir. “Şeffaflık” ise Bushman, Piotroski ve Smith (2004:208) tarafından şir- kete özel bilgilerin şirket dışındaki yatırımcılar ve paydaşlar tarafından ulaşılabilirliği olarak ifade edilmiştir. Black (2001) tarafından belirtildiği gibi sermaye piyasalarının güçlü olabilmesi için, azınlık pay sahiplerinin işletmenin faaliyetleri hakkında yeterli bilgiye sahip olması gerekmektedir. Bunun yanında, azınlık pay sahiplerinin, şirket yöneticileri ve büyük pay sahipleri tarafından mağdur olmalarının önlenebilmesi ve yatırımlarının değerini düşürecek kararlar alınmasının engellenebilmesi için hukuki ve kurumsal yapıların oluşmasının öneminin altı çizilmiştir (Black, 2001). Bunu sağlamak için işletmelerin şeffaf bir yönetime sahip olması ve paydaşların kararlarını etkileyebilecek tüm bilgileri eksiksiz, doğru zamanda, gerçekçi ve güvenilir yollarla sunması gerekmektedir (Zengin ve Yılmaz, 2017:688). Şeffaflık ilkesinin gereklerine uyulmadığı takdirde ise piyasada asimetrik bilgi oluşacaktır. Kurumsal yönetim kavramlarından “hesap verebilirlik” ilkesi; işlet- menin yönetim kurulu üyelerinin yapılan tüm faaliyet ve uygulamalarla ilgili olarak şirketin pay sahiplerine karşı hesap verme mecburiyetini ifade etmektedir (Kalkan ve Arparslan, 2009; Yılmaz ve Kaya, 2014). Bu terim genel anlam itibariyle, “bir kimsenin yaptıklarından dolayı başka bir otorite- ye karşı açıklamada bulunması” olarak tanımlanmaktadır (Sözen, 2005:87). Kurumsal yönetim açısından ele alındığında hesap verebilirlik, işletmedeki bir yönetici ya da grubun, gerçekleştirdiği faaliyet ve işlemler için, işletme içinde ve dışındaki tüm paydaşlara karşı yanıt vermesi ve açıklama sunma- sı anlamına gelmektedir (Kluvers ve Tippett, 2010:47). Ancak 1980’lerden sonra yeni yönetim anlayışının gelişimi ile birlikte hesap verebilirlik kavra- mının çok daha geniş bir içerik ile ele alındığı görülmektedir. Eryılmaz ve Biricikoğlu (2011:21) tarafından de belirtildiği gibi günümüzde hesap vere- bilirlik, tek taraflı olarak bilgi vermek ya da açıklama yapmak anlamının da ötesinde, hesap veren ile hesap soran arasındaki (kamusal aktörler) karşılık ilişki ve etkileşim olarak değerlendirilmektedir. Bu ilişkide, kamusal aktörle- rin yerine getirmesi gereken davranışların açık şekilde ortaya koyulması ve aynı zamanda kamusal aktörlerin yerine getirdikleri davranışlar sonrasında gerektiğinde sorgulanabilmelerini sağlayacak mekanizmaların da bulunması gerektiği vurgulanmaktadır (Eryılmaz ve Biricikoğlu, 2011:21). Aynı zaman- da, bu ilke yönetim kurulunun yetki ve sorumluluklarının sorgulanabilir olduğunu ifade etmektedir. Öyle ki, yöneticilerin yetki ve sorumluluklarının açık ve net olarak ortaya koyulması ve yapılan faaliyetlerden dolayı hesap verebilmesi tüm paydaşlar açısından oldukça önemlidir (Yılmaz ve Kaya, 2014:22). Söz konusu ilkeden anlaşıldığı üzere, şirketin yönetim kurulunun hesap vereceği tek birim yalnızca genel kurul olmayıp, yönetim kurulu tüm paydaşlarına yönelik aldığı kararlar için hesap verme sorumluluğuna sahip olmaktadır. “Sorumluluk” kavramı ise bir işletmede faaliyetler yürütülürken gerçek- leştirilen uygulamaların ve ortaya koyulan kararların işletmenin ana sözleş- mesine, mevzuata ve yönetmeliklere uygun olmasını ve uygun olduğunun da kontrol edilmesi gerektiğini ifade etmektedir. Çağdaş sosyal sorumluluk anlayışına dayanan kurumsal sosyal sorumluluk kavramı herhangi bir işletmenin, hem iç, hem de dış çevresindeki tüm paydaşlara karşı “etik” ve “sorumlu” davranmasını, bu yönde kararlar alması ve uygulamasını belirtmektedir (Altunoğlu ve Saraçoğlu, 2013). Kurumsal yönetim ilkelerine göre, yasalar sorumluluk açısından yerine getirilmesi gereken asgari stan- dartlardır, ancak gerçek anlamda sorumlu işletme davranışı, yasaların da ilerisine geçilerek gönüllü ve prensipli ilkelerle yapılan işletme davranışları- dır (Zengin ve Yılmaz, 2017:688). Özetle, sorumluluk ilkesi, işletme yönetim kurulunun onaylayarak imzaladığı her süreç ve faaliyetten dolayı taşımakla yükümlü olduğu sorumluluğunu ifade etmektedir. Öte yandan, günümüzde işletmelerin sorumluluk alanlarının neler olduğu sorusuna yanıt aranması ve Çağdaş Yönetim Yaklaşımlarının da etkisiyle sosyal sorumluluk anlayışının geliştiği bilinmektedir. Bununla birlikte, Paydaş Teorisinin varsayımlarını destekleyen çağdaş kuram ve yaklaşımlar geliştirilerek modern anlamda kurumsal sosyal sorumluluk yaklaşımının temelini oluşturmuştur (Garriga ve Domenec, 2004:55). Öyle ki, günümüzde işletmelerin iç ve dış paydaşları ile birincil (devlet ve çalı- şanlar, hissedarlar, müşteriler, yatırımcılar, dağıtım firmaları, tedarikçiler, rakipler gibi) ve ikincil paydaş (özel ilgi grupları, sivil toplum kuruluşları, uluslararası kuruluşlar, toplum gibi) ayrımı gözetmeksizin olumlu ilişkiler kurması ve topluma fayda sağlayan faaliyetlerde bulunması beklenmektedir (Taştan, 2019). Bu tür faaliyetler arasında, topluma ilişkin sosyal konular, eğitim, çevre, sağlık ve kültürel konular yer almaktadır. Böylece, toplumla düzenli sosyal sorumlu ilişkilerin geliştirilmesi ve etik çerçevede iletişimin sağlanması işletmelerin kurumsal yönetim anlayışının ayrılmaz bir parçası hâline gelmektedir. Bu bağlamda, kurumsal yönetim anlayışı, işletmelerin topluma karşı, “şeffaf” (açık, saydam), “hesap verebilir”, “adil” (ilgililerin haklarına eşit davranan), “dürüst” ve “sosyal sorumlu” (Aysan, 2008:3) davranabilen kurumlar olmasını sağlamaktadır. Etkili kurumsal yönetimin temel özellik- leri arasında işletmenin yapı ve faaliyetlerinde şeffaflık, işletme yönetimi ve yönetim kurulunun pay sahiplerine karşı sorumluluğu, çalışanlara, tedarik- çilere ve faaliyet gösterilen ülkelerdeki yerel topluluklara karşı işletmelerin sorumluluğu bulunmaktadır. Kurumsal yönetim güç ilişkilerinin yönetim kurulu, tüm örgüt içerisinde yer alan çalışanlar ve toplumdaki paydaşları da kapsayacak şekilde dengelenmesini sağlamaktadır. Kurumsal yönetim anla- yışının söz konusu ilkeleri etik anlayış, sosyal sorumluluk, kurumsal güven ve toplumsal ilişkileri geliştirme yoluyla daha etkin şekilde yerine getirebi- leceği düşünülmektedir. Böylece, kurumsal yönetim, etik değerler, örgütsel güven ve sosyal sermaye yapısı kavramları birbirleriyle etkileşimli ve birbi- rini besleyen kavramlar olarak görülmektedir. Bu bağlamda, iyi oluşturul- muş bir kurumsal etik kod sistemi, etik değerlerin paylaşılması, kurumun iç ve dış çevresindeki tüm paydaşları ile karşılıklı güven üzerine kurulmuş ilişkiler ve bu yolla elde edilebilece olan daha güçlü sosyal sermaye yapısı kurumsal yönetim anlayışı çerçevesinde önemli kavramlar olmaktadır.

3. Etik Değerler ve Etik Sorumluluğun Önemi

Birey ve toplum açısından sosyal bir olgu olan ahlakın, toplumsal düze- nin sağlanmasının ve sürdürülebilmesinin en temel unsuru olduğu söylene- bilmektedir. Bu nedenle, ahlak, birey ve toplum hayatına yön veren temel bir gerçekliktir (Yazıcı, 2010:8). Genel olarak, toplumsal gelişimin ve toplumsal yapının şeklini belirleyen ahlak, insan davranışlarının ve ilişkilerinin nasıl olması gerektiğiyle ilgili temel standartlar ve ahlaki normlar oluşturmakta, insan davranışlarını konu alan tüm çalışmaları esas alarak neyin ahlaki oldu- ğunu neyin ahlaki olmadığını belirlemekte ve standart ve normları, insan davranışlarına yönelik kabul edilebilir yargılara dayandırmaktadır (Ünsal ve Akdoğan, 2009). Elbette ahlak konusu, ahlaki kurallardan oluşmakta- dır ve özneldir (sübjektif). Spesifik olarak doğru ve yanlışın belirlenmesi mümkün değildir. Farklı kültür, değer ve normlara sahip topluluklar için kabul edilebilir ve kabul edilemez davranışlar değişiklik göstermektedir. Ancak, ahlaki kurallar toplumdan topluma farklılık gösterebilse de ahlak kurallarının evrenselliği de bulunmaktadır. Örneğin, din, ırk, ülke farkı gözetmeksizin, sevgi, yardımlaşma, doğruluk, dürüstlük, insan severlik gibi duygu ve tutumlar her toplumda geçerlidir (Aktan, 2005). Bu konuda, Seitz (2001:21), iş etiğinin her ne kadar işletmelerin içinde bulundukları toplum, endüstri ve bölge kültüründen etkilense de küreselleşme süreci ile birlikte uluslararası sınırları aşan evrensel bir ahlak anlayışına dayanmakta olduğu- nu vurgulamıştır. Berkman ve Arslan (2009:31) tarafından da belirtildiği gibi birey ve toplum için aranılan ve amaçlanan değerlere ulaşmak, başta adalet, doğruluk, tarafsızlık ve sorumluluk unsurlarından oluşan ahlak ilkelerini esas almakla mümkündür. Bu açıklamalar ışığında, etik, davranışların yasa tarafından yönetil- meyen kısmıyla da ilgilidir ve törensel, toplumsal standartlar olarak insan davranışlarının sonuçlarına odaklanmaktadır. Etik, yasa tarafından düzen- lenen davranışlara mukayeseyle daha yüksek standartları karşılayan ahlaki değerleri de kapsayan davranışlar gerektirmektedir (Kırel, 2000: 231). Etiğin uygulama alanlarından biri olan iş etiği ise genel olarak, “iş yerinde neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilmek ve doğru olanı yapmak” anlamına gelmektedir ve iş dünyasındaki davranış, görüş ve tutumları yönlendiren, yol gösteren değerler ve kuralların bütünü olarak tanımlanabilmektedir. İş etiği, bir başka açıdan, işletmenin ortaya koyduğu amaçları ve bunlara ulaş- mak için gerçekleştirdiği faaliyetleri, görev ve sorumluluklarını, işletmenin paydaşlarına karşı olan tüm tutum ve davranışlarını ele alan, bu davranışları iyi, kötü, yanlış ve doğru biçiminde tanımlayan ve iş yaşamında karşılaşılan ahlaki sorunlara çözümler bulmaya çalışan bir olgudur (Bolat ve Seymen, 2003:6). İş etiğine ilişkin ahlaki sorunlar, genel ahlaki sorunlardan farklı bir yöntemle ele alınmayıp, aynı yöntemlerle değerlendirilebilmektedir ve bundan dolayı iş etiği, etikten bağımsız bir disiplin olarak görülmemektedir (Bolat, 2006:6). Kurumsal yönetim bakış açısıyla, işletmeler, bireylerin gereksinimlerini karşılamak amacıyla, belirli bir kâr ele etmek üzere kurulmuş ekonomik ve sosyal yapılardır, ancak işletmelerin ekonomik amaçları sosyal veya top- lumsal amaçlarından ayrı düşünülememektedir. Dolayısıyla, işletmeler faa- liyette bulundukları toplumun gelenekleri, örf ve âdeti, alışkanlıkları, yaşam biçimi ve ahlaki değerlerinden etkilenmekte ve faaliyetlerini sürdürürken etik değerlere uygun davranmaya çalışmaktadırlar (Ülgen ve Mirze, 2004: 449). Bu noktada, iş etiği, olumlu bir çalışma hayatı için ne tür davranışların kabul edilebilir ve edilemez olduğuna yanıtlar arayarak (Sintonen ve Takala, 2002), iş etiği ile işletme davranışlarında bağlantı kurmaya odaklanmaktadır (De George, 1987). Diğer yandan, kurumsal yönetim anlayışı çerçevesinde öne çıkan etik sorumluluklar konusunun, Carroll (1991) tarafından geliştirilen ve işletme- lerin kurumsal sorumluluklarını sıralayan “işletmelerin sosyal sorumluluk piramidine” dayandığı söylenebilmektedir. Öyle ki Carrol (1991), Neo- klasik görüş temelli oluşturduğu bu piramit ile işletmelerin sadece ekono- mik amaçlarının olmadığı, bununla eşgüdümlü olarak izlenmesi gereken ekonomik olmayan ölçütlerinin de olduğunu öne sürmüştür. Carroll (1991, 1999) tarafından geliştirilen işletmelerin sorumlulukları piramidi ekonomik, yasal, etik ve gönüllü sorumluluklar olmak üzere dört temel sorumluluktan oluşmaktadır. Bu kapsamda yer alan etik sorumluluklar, işletmelerin, faa- liyetlerini ekonomik ve yasal sorumlulukların ötesinde, toplumun ve pay- daşların etikle ilişkili beklentilerine ve algılamalarına uygun şekilde yerine getirmesi gerektiğini vurgulamaktadır (Taştan, 2019). Balmer, Fukukawa ve Gray (2007:10) tarafından da ifade edildiği gibi bir işletmenin etik sorumlu- lukları, herhangi bir zorunlu ya da yasal mevzuata bağlı olmaksızın, kendi toplumsal ve kültürel bağlamından gelen doğru ve adil davranmayı öngö- ren ahlaki değerler temelli sorumluluklarıdır. Kneese ve Schulze (1985) ise artan rekabet ortamından dolayı işletmelerin maliyetlerini indirgemek üzere doğal çevreye ve topluma giderek daha fazla maliyetler yüklemesi ve yan etkiler yaratmasının iş etiği olgusunun daha çok önem kazanmasını sağla- dığını ifade etmişlerdir. Öyle ki, işletmelerin faaliyetleri sonucunda çevreye verdikleri zararın ve yan etkilerin önlenebilmesi, toplumsal maliyetlerin en aza indirgenebilmesi ve yasalara aykırı davranışlarının kontrol altına alına- bilmesi için iş etiği standartları büyük bir önem arz etmektedir. Kneese ve Schulze (1985:192) aynı zamanda, sürdürülebilir olmak için öncelikle çevre- yi koruma ve çevreye yönelik etik üretim yapmanın öneminden söz etmiş, çevresel, sosyal ve ekonomik boyutlarda etik faaliyetlerde bulunmayan ve de sosyal sorumlu davranışlar göstermeyen işletmelerin sürdürülebilir ola- mayacağına işaret etmişlerdir. Bu bakış açısı, iş etiğindeki temel hedefler ile işletmelerin sosyal sorumluluğu arasında önemli bir bağlantı kurulabilmek- tedir. Nisberg (1998) de iş etiğini, sosyal sorumluluk boyutuyla ele almıştır. Bununla birlikte, Kilcullen ve Kooistra (1999:158), işletmelerin yalnızca kâr elde etmeye çalışan yapılar olmadıklarını, faaliyetlerini gerçekleştirirken asıl önemli olanın toplumsal boyutta yarattığı etkileri dikkate alması gereği olduğunu ve bunun da ancak etik değerler ve sorumluklar ile gerçekleştiri- lebileceğini vurgulamıştır. Bu bağlamda, günümüzde yaşanan küreselleşme ve artan rekabet orta- mı ile birlikte iş dünyasında bu etik (ahlaki) ilke ve uygulamaların oluşması oldukça önemlidir. İşletmeler ancak etik ilke ve değerlerin oluşumuyla birlikte ortak bir hareket alanı bulabilecek ve faaliyetlerini gerçekleştirip büyüyebileceklerdir. Örneğin, Birleşmiş Milletler (BM) üyesi kuruluşlar tarafından imzalanmış olan “Küresel İlkeler Sözleşmesi” çevre, çalışma koşulları, insan hakları ve yolsuzlukla mücadele konularından oluşan bir ahlaki ve sorumluluk manifestosudur (Berkman ve Arslan, 2009). Böylece, işletme stratejilerinin oluşturulmasında, ahlaki boyut ve paydaş yönetiminin değerlendirilmeye alınması zorunlu hâle gelmiştir. Bununla birlikte, kurum- sal yönetim anlayışı çerçevesinde, işletmeler yıl sonu raporlarında ahlak ve sosyal sorumluluk politikalarına yönelik raporlarını kamuoyuna sunmakla birlikte tarafsız bazı işletmelere de değerlendirme yaptırmaktadırlar (Berk- man ve Arslan, 2009). Bu noktada, işletme bağımsız tek taraflı olarak paydaş- larını yönetmemekte ya da değerlendirmemekte, hem üst yönetim hem pay sahipleri hem de tüm paydaş grupları arasında karşılıklı etkileşimler sonu- cunda işletme paydaşları tarafından da denetlenebilmektedir. Bu durumda, tüm paydaş grupların içerildiği bir ilişkiler ağı meydana gelmektedir. Bu ağ, işletmelerin kurumsal yönetim anlayışında etik değerlere uygun hareket etmesini ve toplumsal çıkarları üstün tutacak etik davranışlar benimsemesi- ni gözetmektedir. Öte yandan, işletmelerde kurumsal yönetim anlayışı çerçevesinde ele alınan etik sorumlulukların “Paydaş Teorisi” ve “Deontolojik Yaklaşımlar” (Kural Yaklaşımı) ile açıklanabildiği düşünülmektedir. Çalışmanın önceki bölümünde belirtildiği gibi Paydaş Teorisi işletmelerin iletişimde bulunduğu ve faaliyetlerinden dolaylı ve direkt olarak etkilenmekte olan tüm işletme içi ve dışı gruplara karşı karşılıklı sorumluluk ilke i ile faaliyette bulunduğunu öngörmektedir. Böylece bu teoriye göre, işletmeler tüm paydaşlarına karşı ekonomik, yasal, etik ve sosyal yönden çeşitli sorumluluklara sahiptir ve her bir paydaşın çıkarını korumakla yükümlüdür. Bununla birlikte, Deontolojik Yaklaşımın davranış ve eylemlerin etik olup olmadığına eylem ve davranışla- rın nedenlerinden hareketle karar veren yaklaşım türü olduğu bilinmektedir. Bu yaklaşıma ilişkin teoriler arasında “Kant Ahlakı Teorisi”, “Haklar Teorisi” ve “Adalet Teorisi” yer almaktadır (Harman, 1977; Arslan, 2001; Post, Anne, Lawrence ve Weber, 2002; Torlak, 2003; Karatepe, 2011). Kant Ahlaki Teorisi’ne göre eylem ve davranışların sonuçları önemli değildir ve davranışların ahla- ki kurallara olan uygunluğu temel ölçüttür. Yani sonuçlar değil o davranışa neden olan güdüler ve dikkate aldığı kurallar önemlidir. Bu sistemde Kant iyi niyete önem vermiştir ve iyi niyetli insan doğru olanı yapacaktır, kararını verirken, sonucunu düşünmesine gerek olmayacaktır. Bu sisteme göre etik davranışın temelinde sorumluluk bulunmaktadır. Haklar Teorisi ise yaşam hakkı, güvenlik hakkı, mülkiyet hakkı, vicdan özgürlüğü, doğruluk, gizlilik gibi hakları ön planda tutan bir yaklaşımdır. Temelinde mülkiyete ve kişisel özgürlüklere verilen değer yer almaktadır ve bu yaklaşımda önemli sorunlar- dan birisi; kişi hakları ile toplumun çıkarları arasındaki dengeyi kurmaktır. Adalet Teorisi de bireylere adil davranma üzerine kurulu bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım toplumun büyük kısmı bu eylemin sonuçlarından fayda sağlasa da bir ya da birkaçının adaletsiz sonuçla karşılaşması söz konusu ise bu davranış etik olarak nitelenemeyecektir. Söz konusu teorik arka plan ile ele alındığı gibi işletmelerin faaliyetlerini yürütürken esas alacakları prensip, karşılaşılacak sonuçların belirli gruplara yaratacağı fayda ölçütü değil, tüm paydaşlar için ortaya koyacakları etik davranışlar, toplumsal ödevler, hakların ve doğrulu- ğun gözetilmesi ve yine tüm paydaşlara yönelik olarak eşitlik ve adalet ilkele- riyle şekillenmiş davranışları olacaktır. Böylece, kurumsal yönetim anlayışının geliştirilip sürdürülebilir kılınması sağlanabilecektir. Sonuç olarak, günümüzde kurumsal yönetim anlayışının işletme haya- tına kazandırdığı işlevler arasında işletmelerin sadece hissedarlarına karşı sorumluluk üstlenmeyip, bunun da ötesinde sorumlulukları tüm iç ve dış paydaşlara yaymak bulunmaktadır. Bu nedenle, işletmelerin en temel amacı tüm süreçlerde etik prensipler ve kurumsal sosyal sorumluluk bilinciyle işletme faaliyetlerinin ölçülmesini, denetlenmesini ve raporlanmasını sağ- lamaktır. Tüm işletme faaliyetlerinin doğru ve etik yollarla hayata geçiril- mesinin işletmeye sağladığı faydalar ise hem ekonomik faydalar hem de sosyal faydalar olmaktadır (Balabanis, Phillips ve Lyall, 1998:42). Aktan ve Börü (2007) tarafından da öne sürüldüğü gibi iş ahlakı, sosyal denetim, etik denetim, sosyal raporlama, kurumsal vatandaşlık gibi kavramlar kurumsal sosyal sorumluluk kavramıyla bir arada ele alınmakta olan konular olarak karşımıza çıkmaktadır.

4. Kurumsal Vatandaşlık ve Etik Davranış Kodları

Kurumsal yönetim anlayışı çerçevesinde öne çıkan kavramlar arasında “kurumsal vatandaşlık” ve “etik davranış kodları” yer almaktadır. Kurum- sal vatandaşlık kavramı 1990’lı yılların başında ortaya çıkmış olan, işletme- nin tıpkı bir bireyin vatandaş olarak taşıdığı yükümlülükler gibi belli başlı yükümlülükleri taşıması gerektiğini ifade eden bir kavramdır (Sarıkaya ve Kara, 2007). Kurumsal vatandaşlık kavramının ön plana çıkmasını sağlayan nokta sürdürülebilir kalkınma ve kurumsal sürdürülebilirlik düşüncesi olmuştur. İşletme ile tüm iç ve dış paydaşları arasında etkin bir misyon, vizyon ve temel değerler paylaşımı, kurumsal vatandaşlığın gelişmesini sağ- lamaktadır (Zadek, 2001). Buradaki vatandaş ifadesi, metaforik bir anlatım olup, bireyin toplumsal ödevlerinin işletmeye atfedilmesi suretiyle kullanıl- maktadır. Toplum içerisinde yaşayan her bireyin “vatandaşlık” (yurttaşlık) ödevleri ve sorumlulukları olduğu gibi işletmelerin de tüm paydaşlarına karşı ödev ve sorumlulukları bulunmaktadır (Zadek, Pruzan ve Evans, 1997). Bu noktada, vatandaşlık metaforu, işletmenin bir vatandaş gibi sorumluluk taşımasının zorunlu hâle gelmesinden dolayı kullanılmaktadır. Gardberg ve Fombrun (2006:329) kurumsal vatandaşlığı, işletmelerin, toplumun üyeleri olarak algıladıkları görevleri yerine getirmek için üstlendikleri sosyo-eko- nomik faaliyetler olarak ifade etmişlerdir. Böylece, kurumsal vatandaşlık, işletmelerin ticari faaliyetleri esnasında tüm yasal, etik ve sosyal kurallara uyması ve toplumla arasındaki kontratın gereği olarak kendisinden bekle- nenleri yerine getirmesi olarak tanımlanabilmektedir (Aktan ve Börü, 2007). Böylece, günümüz toplumunda, işletmeler yalnızca kâr elde etmek için ürün veya hizmet üreten varlıklar değil, bulundukları toplumda vatandaşlık ödevleri ve sorumlulukları da bulunan, faaliyetlerinin ve sürdürülebilirliğin ise söz konusu vatandaşlık yükümlülüklerini ne derece yerine getirebildiği- ne bağlı olan yapılar olarak karşımıza çıkmaktadır. Dünya Ekonomi Forumu da kurumsal vatandaşlığı, bir işletmenin genel olarak işletme faaliyetleri, yaptığı sosyal yatırımları, gönüllü çalışmaları ve kamu politikasındaki yükümlülüğüyle birlikte topluma yaptığı katkıların bütünü olarak tanımlamaktadır. Bu nedenle bir işletmenin kurumsal vatan- daşlığını belirleyen husus, o işletmenin hissedarları, çalışanları, müşterileri, işletme ortakları, devlet kurumları ve sivil topluluklar gibi farklı paydaşları ile kurduğu ilişkiler ve bu çevresel ilişkileri yönetmedeki tarzı olmaktadır (Sarıkaya ve Kara, 2007:228). Kurumsal vatandaşlığın gelişebilmesi ve sür- dürülebilir olabilmesi ise kurumların etik anlayışları ve etik iş yapma süreç- leri ile bağlantılı olmaktadır. İşletmede çalışan her bir bireyin bireysel olarak diğer paydaşlara ve topluma karşı etik davranma yükümlülüğü olduğu gibi işletmelerin de tüm paydaşlarına ve topluma karşı etik davranması beklen- mektedir. Kurumsal yönetim anlayışının varlığının ve sürdürülebilirliğinin de temelinin aslında etik değerlerin ve ilkelerin oluşturulması ve etik davra- nışların gösterilmesi olduğu söylenebilmektedir. Aynı zamanda, işletmelerin etik davranışlar sergilemesi gerek iç, gerekse dış paydaşlarla ilişkilerinde güvenin temin edilmesini de sağlayacaktır. Öte yandan, iş etiğinin, etiği iş dünyasına uygularken kurum değerle- rinin belirlenmesi, etik kod ya da davranış kurallarının hazırlanması, etik komitenin oluşturulması gibi kendine özgü konuları da kapsamakta olduğu belirtilmiştir (Torlak, 2003:90). Tüm bunlara yön verecek olan etik kurallar, etik ilkeler gibi davranışlara yön gösteren ve ölçüt oluşturan, etik ilkelere göre daha özel ve somut olan ve etik ilkelerden türetilen düzenlemelerdir. Etik davranış kodlarının da özünde etik kurallar olup, işletmelerin faali- yetleri sırasında toplumdaki paydaşlara karşı izlemeyi taahhüt ettiği etik davranış kurallarını ifade etmektedir (Gordon ve Miyake, 1999). Diğer bir ifadeyle, etik davranış kodları işletmenin değerlerinden kaynaklanan sis- temleştirilmiş ve resmileştirilmiş ilkelerdir. Bu ilkeler, işletmenin kimliğini tanımlamakta, işlerin hangi ilke ve esaslara göre yürütüleceğini göstermekte ve hangi davranışların kabul edilir ya da edilemez olduğuna açıklık getir- mektedir (Güngör Tanç, 2015:5). Özetle, etik kod terimi belirli bir konudaki etik kurallar kümesini ifade etmektedir. Kurallar ilkelerin uygulamaya yan- sıyan türevleri olarak nitelendirilmekte ve temel işlevlerinin uygulamaların istenir nitelikte olmasını güvence altında tutma olduğu belirtilmektedir (Demirkasımoğlu, 2009:749). Diğer yandan, bu kodlar işletme tarafından gönüllülük ilkesi doğrultusunda kamuoyuna bilgi vermek için oluşturul- makta ve yayınlanmaktadır. Bu kodlar resmi yollarla yayınlanması hâlinde işletmeler açısından kanuni açıdan bağlayıcı hâle gelmektedir. Böylece, davranış kodlarını işletmeler tarafından biçimsel (yazılı) olarak oluşturulan ve uyulması beklenen bir dizi etik davranış ve kuralların belirtildiği ilkeler bütünü olarak tanımlamak mümkündür. Başka bir aktarıma göre, etik kodlar, işletmelerin çalışanlarına, karşılıklı etkileşimde bulunduğu birey veya gruplara ve de kamuya karşı olan sorum- luluklarını anlatan, başlıca değerlerini ve prensiplerini ortaya koyun, çalı- şanlara işletmedeki kabul edilebilir ve edilemez davranışların neler olduğu konusunda açıklık getiren bir ilkeler bütünüdür (Özan, Polat, Gündüzalp ve Yaraş, 2017:44). Güngör Tanç (2015:5) tarafından da belirtildiği gibi etik kod- lar iş dünyasının etik konusuna yönelmesinin ilk somut işaretlerinden biri olmuştur. Bunun yazılı olarak açıklanmasının işlevsel bir yararı da bulun- maktadır. Etik kodlar aracılığıyla, yöneticiler ve çalışanlar kendilerinden bekleneni ve buna uymama hâlinde olası yaptırımları daha net olarak göre- bilmektedirler. Etik kodlar daha çok kanuni olma, adalet, dürüstlük, bireye ve topluma saygı gösterme gibi genel etik değerler üzerine kurulmaktadır ve işletmenin bu değerlere gösterdiği öncelikleri ve önemi ifade etmektedir. Bununla birlikte, Küçükoğlu (2012) tarafından yapılmış bir çalışmada, etik değerlerin kurumsal yönetim açısından ne denli önemli olduğunun belir- tildiği ve etik kod sisteminin oluşturulmasının hem etiğin kurumsallaşması açısından hem kurumsal itibarın arttırılması açısından bir gereklilik olduğu- na işaret edildiği görülmektedir. Konu ile ilgili alan yazında, etik kod sisteminde yer alabilecek konular üzerinde de çokça görüş bildirildiği gözlenmektedir. Örneğin, Torlak (2003: 90) tarafından özetlendiği gibi bir işletmede ortaya çıkabilecek iş etiğine ve etik kod sistemine ilişkin konular arasında işletmelerin çıkar grupları ve diğer ilişkili gruplarıyla olan bağlantıları, işletmelerin ürettiği mal ve hizmetlerden kaynaklanabilecek, çevre sağlığı, çalışanların refahı, doğal kaynakların kul- lanımı, mamullerin sosyal amaçları gibi konular, işletmenin faaliyetlerinde ahlaki tutumların farkında olunup olunmadığını gösteren doğruluk, dürüst- lük, fedakârlık ve açıklık gibi değerlere uyulup uyulmadığı ve çalışanlar ara- sındaki güç, ücret ve ırk gibi farklılıkların yanlış değerlendirilmesi konuları bu sistemde yer almaktadır. Pater ve Gils (2003: 764) ise etik kodların, ahlaki uyum politikalarını içeren yani ahlaki standartları, temel değerleri, pren- sipleri, çalışanların davranışlarını veya işletmenin tümüne rehberlik etmesi amacıyla oluşturulan resmi ve yazılı kuralları içerebileceğini bildirmektedir. Bu anlatımlar ışığında, işletmelerin etik kodlarının, paydaşlarla olan ilişkileri düzenlemede yazılı bir rehber görevi görmekte olduğu söylenebilmektedir. Öte yandan, etik kodlar işletmelerin kendileri tarafından hazırlanabileceği gibi sivil toplum örgütleri, bir iş kolunun geneli hakkında söz sahibi olan örgütler tarafından da düzenlenebilir ve ilgili iş kolundaki işletmelerden bu kodlara uymalarını talep edebilmektedirler (Aktan ve Börü, 2007). Son olarak, Dünya Ekonomik Forumu’nun da kurumsal vatandaşlığı ve etik yönetim anlayışını bir arada değerlendirdiği görülmektedir (Berkman ve Arslan, 2009). Öyle ki kurumsal yönetim anlayışı gereği, işletmelerin kendi işlevlerini yerine getirirken belirli etik unsurlara dikkat ederek yap- ması ve toplumsal kalkınmaya katkı sağlaması beklenmektedir. Bu unsur- lar, başta etik değerler olmak üzere, kurumsal etik ilkeler, kanunlara uyma, güvenli ve düşük maliyetli mal ve hizmet üretme, istihdam yaratma, eğitim ve teknoloji iş birliğini desteklemenin yanı sıra çevre, emek ve insan hakları gibi uluslararası standartları ve değerleri kapsamaktadır (Sarıkaya ve Kara, 2007). Thompson (2005:134) tarafından da belirtildiği gibi kurumsal yönetim anlayışının ve kurumsal vatandaşlığın temelinde etik sorumluluklar bulun- maktadır ve işletmelerin etik standart ve değerleri örgüt kültürü hâline getirerek uygulamaya koymasını gerekmektedir. Bu bağlamda, işletmeler ve yöneticiler için ahlak, en önemli yönetim konuları arasında yer almıştır ve ulusal ve uluslararası piyasalarda rekabet avantajını sürdürmek için, etik kod sistemi oluşturmak ve sosyal sorumluluk çalışmaları yürütmek işletme- ler için vazgeçilmez unsur olmaktadır.

5. Değerlendirme ve Sonuç

Bir örgüt teorisi olarak kurumsal yönetim anlayışı, işletmelerde aynı anda içe ve dışa dönük bir bakış açısını ve yönetimde rasyonel bir yaklaşımı temsil etmektedir. Açık sistem yaklaşımıyla örgüt teorisi odağına iç çevreyi olduğu kadar dış çevreyi de almaya başlamış ve özellikle 1970’lerden sonra kurumsalcı yazarların tartışmaları dikkat çekmiştir. Selznick’in 1950’li yıllar- daki düşüncelerini (Hannan ve Freeman, 1977; Jepperson, 1991; Leaptrott, 2005; Scott, 2008) takip ederek 1970’lerde ortaya çıkan yeni kurumsal teori yazarları (Örn., Carroll, 1984; DiMaggio, 1988; Tolbert ve Zucker, 1999; Kos- tova, Roth ve Dacin, 2008; Suddaby, 2010) örgütlerin kaynak ve meşruiyet kazanmak için dış çevredeki toplumsal kurumlara uyum sağlamaları gerek- tiğini ve değişen çevresel koşullar içerisinde sürdürülebilir olabilmek için rasyonel kurumsal yapılar oluşturmaları gerektiğini savunmuşlardır. Aras ve Crowther (2008) tarafından yapılan araştırma sonucunda ortaya koyul- duğu gibi kurumsal yönetim ilkelerinin uygulandığı bir kurumsal yapının işletmenin sürdürülebilirliği üzerinde olumlu katkıları bulunmaktadır. Öyle ki, kurumsal yönetim anlayışını benimsemiş olan işletmelerin ekonomik ve sosyal boyutlardaki sürdürülebilirliği de daha ileri seviyede olmaktadır. Bu bakış açısıyla birlikte, işletmelerin adaptasyon yeteneğini arttırmak, rekabet ortamında daha güçlü sistemler oluşturabilmek, toplumsal alanda itibar ve güven ilişkilerini yapılandırabilmek ve tüm paydaşlara daha iyi katkıda bulunabilmek için öncelikle kurumsal yönetim anlayışını ve temel ilkelerini benimsemeleri gerektiği düşünülmektedir. Böylece, bu çalışmada, kurumsal yönetim ilkelerinden hareketle, şeffaf- lığın, eşitliğin, hesap verebilirliğin, sorumluluğun ve etik değerlerin önemi ele alınmış, kurumsal vatandaşlık ve etik davranış kodlarının işletmelerin sürdürülebilir kurumsal yönetim uygulamaları oluşturmalarındaki katkısı değerlendirilmeye çalışılmıştır. Elbette, tüm bu ilkeler birbirlerini tamam- layan ve etkileşim hâlinde olan ilkelerdir, ancak her birinin kurumsal yöne- tim anlayışı kapsamında tek tek ele alınması gerektiği düşünülmektedir. Örneğin, etik, kişinin içindeki kontrolü ve sorumluluğu; hesap verebilirlik ise dıştan kişiye yönelik bir denetim sürecini anlatmaktadır (Eryılmaz ve Biricikoğlu, 2011:34). Bu yönüyle etik, işletmenin sorumluluk duygusu ve kendi iç kontrolü olarak işlemekte ve dış denetim uygulamasından bağımsız olarak, işletmenin toplumsal değerlere de dayanarak oluşturmuş olduğu tüm süreçlerine ve çalışanlarına davranış kodları yoluyla aktardığı değerler bütünüdür. Bu çerçevede etik, işletmelerin kendi kendine hesap verebilme ve etik sorumluluğa sahip olabilmelerini getirerek, hem kurumsal vatandaş- lık anlayışına değer katmakta hem kurumsal yönetim ilkelerini uygulayabil- melerine imkân verebilmektedir. Çalışmamızda öne sürüldüğü gibi etik davranmak, işletmelerin itibarı- nı ve kamuoyundaki güvenini yükseltmesi, müşterilerin, yatırımcıların ve toplumun güvenini ve desteğini sağlaması bakımından önemlidir. Bunun ötesinde, etik değer ve ilkelere göre işleyen bir ekonomik sistemin toplum- daki bütün diğer kurumları ve ülke ekonomisini de güçlendireceği düşünül- mektedir. Kurumsal yönetim anlayışı geliştiren ve etik sorumluluk ilkelerini temel alan işletmeler kurumsal vatandaşlık oluşturmakla kalmayıp, diğer paydaş gruplarının da daha sağlıklı işlemesine yardımcı olabilecek ve hem saygınlığı hem sürdürülebilirliği artacaktır. Bu bakımdan, işletmelerin, yöneticilerin ve çalışanların kurumsal yönetim ilkeleri çerçevesinde kurum- sal vatandaşlık bilinciyle hareket etmeleri, etik değerlere ve ilkelere göre davranmaları tüm iç ve dış paydaşların çıkarına olacaktır. Sonuç olarak, kurumsal yönetim yaklaşımı, meşruluk ve paydaş teorisinde ifade edildiği gibi söz konusu etik değerlerin ve sorumlulukların tüm paydaş grupları- na yönelik fayda ve katkı sağlayacağı ve işletmelerin toplumdaki itibar ve güven ilişkilerini güçlendireceği düşünülmektedir. Bununla birlikte, etik ve sosyal sorumlu bir yönetim anlayışının diğer tüm kurumsal yönetim ilkeleri ile bütünleşerek aslında işletmelerin daha sürdürülebilir olmalarına yol aça- bileceği söylenebilmektedir.

Kaynakça

Abdullah, H., & Valentine, B. (2009). Fundamental and ethics theories of corporate governance. Middle Eastern Finance and Economics, 4(4), 88–96.

Aguilera, R. V., & Cuervo-Cazurra, A. (2009). Codes of good governance. Corporate Governance: An International Review, 17(3), 376–387.

Aguilera, R. V., Williams, C. A., Conley, J. M., & Rupp, D. E. (2006). Corporate governance and social responsibility: A comparative analysis of the UK and the US. Corporate Governance: An International Review, 14(3), 147–158.

Akın, A., & Aslanoğlu, S. (2007). İşlevsel ve yapısal açıdan Türk bankacılık sisteminde kurumsal yönetim işleyişi. Bankacılar Dergisi, 61, 28–42.

Aktan, C. C. (2005). Kurumsal şirket yönetimi. Organizasyon ve Yönetim Bilimleri Dergisi, 5(1), 150–161.

Aktan, C. C., & Börü, D. (2007). Kurumsal sosyal sorumluluk. In C. C. Aktan (Ed.), Kurumsal sosyal sorumluluk: İşletmeler ve sosyal sorumluluk (pp. 11–36). İstanbul: İGİAD Yayını.

Alacaklıoğlu, H. (2009). Kurumsal yönetim ve aile şirketleri. İstanbul: Global Kobi Yayınları.

Altunoğlu, A. E., & Saraçoğlu, N. T. (2013). Kurumsal sosyal sorumluluk uygulamalarının müşteri güveni, müşteri bağlılığı ve firma imajı üzerine etkileri: Otel işletmelerinde bir inceleme. Sakarya İktisat Dergisi, 2(2), 69–86.

Apaydın, F. (2008). Kurumsal teori ve işletmelerin kurumsallaşması. Journal of Academic Studies, 10(37), 1–20.

Arap, İ., & Yılmaz, L. (2006). Yeni kamu yönetimi anlayışının “yeni” kurumu: Kamu görevlileri etik kurulu. Amme İdaresi Dergisi, 39(2), 51–69.

Aras, G., & Crowther, D. (2008). Governance and sustainability: An investigation into the relationship between corporate governance and corporate sustainability. Management Decision, 46(3), 433–448.

Arslan, M. (2001). İş ve meslek ahlakı. Ankara: Nobel Yayınevi.

Aysan, M. A. (2008). Uluslararası finansal raporlama standartlarına ulusal uyum: Türkiye örneği. Muhasebe ve Finansman Dergisi, 40, 44–53.

Balabanis, G., Phillips, H. C., & Lyall, J. (1998). Corporate social responsibility and economic performance in the top British companies: Are they linked? European Business Review, 98(1), 25–44.

Balmer, J. M., Fukukawa, K., & Gray, E. R. (2007). The nature and management of ethical corporate identity. Journal of Business Ethics, 76(1), 7–15.

Berkman, A. Ü., & Arslan, M. (2009). Dünyada ve Türkiye’de iş etiği ve etik yönetimi. Ankara: TÜSİAD Yayınları.

Black, B. (2001). The corporate governance behavior and market value of Russian firms. Emerging Markets Review, 2(2), 89–108.

Bolat, O. İ. (2006). İş etiği olgusu üzerine kavramsal değerlendirme. Verimlilik Dergisi, 2, 9–28.

Bolat, T., & Seymen, O. A. (2003). Örgütlerde iş etiğinin yerleştirilmesinde dönüşümcü liderlik. Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 6(9), 59–85.

Bonn, I., & Fisher, J. (2005). Corporate governance and business ethics. Corporate Governance: An International Review, 13(6), 730–738.

Bursalı, Y. M. (2018). Kurumsal yönetim ilkeleri ışığında etik kurallar. Atatürk Üniversitesi İİBF Dergisi, 32(2), 505–531.

Bushman, R. M., & Smith, A. J. (2001). Financial accounting information and corporate governance. Journal of Accounting and Economics, 32(1–3), 237–333.

Bushman, R. M., Piotroski, J. D., & Smith, A. J. (2004). What determines corporate transparency? Journal of Accounting Research, 42(2), 207–252.

Carroll, A. B. (1991). The pyramid of corporate social responsibility. Business Horizons, 34(4), 39–48.

Carroll, A. B. (1999). Corporate social responsibility. Business & Society, 38(3), 268–295.

Cengiz, S. (2013). İç denetimin yeri ve önemi. Afyon Kocatepe Üniversitesi İİBF Dergisi, 15(2), 403–448.

Donaldson, L., & Davis, J. H. (1991). Stewardship theory or agency theory. Australian Journal of Management, 16(1), 49–64.

Freeman, R. E. (1984). Strategic management: A stakeholder approach. Boston: Pitman.

Freeman, R. E. (1994). The politics of stakeholder theory. Business Ethics Quarterly, 409–421.

Friedman, M. (1970). The social responsibility of business is to increase its profits. New York Times Magazine, 32–33.

Garriga, E., & Melé, D. (2004). Corporate social responsibility theories. Journal of Business Ethics, 53, 51–71.

Goodpaster, K. E. (1991). Business ethics and stakeholder analysis. Business Ethics Quarterly, 53–73.

Hannan, M. T., & Freeman, J. (1977). The population ecology of organizations. American Journal of Sociology, 82, 929–964.

Jensen, M. C. (2002). Value maximization and stakeholder theory. Business Ethics Quarterly, 12(2), 235–256.

Jo, H., & Harjoto, M. A. (2012). Corporate governance and CSR. Journal of Business Ethics, 106(1), 53–72.

Koçel, T. (2014). İşletme yöneticiliği (15. baskı). İstanbul: Beta.

Kolk, A. (2008). Sustainability and corporate governance. Business Strategy and the Environment, 17(1), 1–15.

Kostova, T., Roth, K., & Dacin, M. T. (2008). Institutional theory. Academy of Management Review, 33(4), 994–1006.

Kuşat, N. (2012). Kurumsal sürdürülebilirlik. Afyon Kocatepe Üniversitesi İİBF Dergisi, 14(2), 227–242.

Smith, H. J. (2003). The shareholders vs. stakeholders debate. MIT Sloan Management Review, 44(4), 85–90.

Suchman, M. C. (1995). Managing legitimacy. Academy of Management Review, 20(3), 571–610.

Tricker, R. B. (2015). Corporate governance: Principles, policies, and practices. Oxford University Press.

Zadek, S. (2001). Third generation corporate citizenship. London: The Foreign Policy Centre.

Zucker, L. G. (1987). Institutional theories of organization. Annual Review of Sociology, 13(1), 443–464.


 

24 Mart 2026, Salı 1 kez görüntülendi